Sigortacılık açısından risk yalnızca bir olayın gerçekleşme ihtimali değildir.
Bir hasarın büyüklüğünü belirleyen üç temel unsur birlikte değerlendirilir:
tehlike (hazard), maruziyet (exposure) ve kırılganlık (vulnerability).
Kuzey Kıbrıs’ta 1958’den bugüne esas değişen de bu üç unsur arasındaki dengedir.
Aynı yağış, aynı yol veya aynı coğrafi bölge bugün geçmiştekinden çok daha farklı ekonomik sonuçlar yaratabilmektedir. Bunun nedeni yalnızca risk olaylarının değişmesi değil; riskin karşısındaki bina stokunun, araç parkının, nüfus yoğunluğunun, ticari faaliyetlerin ve varlık değerlerinin değişmesidir.
Motor Risklerinde Frekans ile Şiddet Ayrıştı
Motor branşında iki temel gösterge vardır:
hasar frekansı ve hasar şiddeti.
Hasar frekansı, belirli bir portföyde ne kadar sık hasar meydana geldiğini; hasar şiddeti ise her bir hasarın ortalama maliyetini ifade eder.
1950’lerin sonu ve 1960’larda Kuzey Kıbrıs’taki araç yoğunluğu bugünkü seviyenin oldukça altındaydı. Dolayısıyla trafik kaynaklı maruziyet daha sınırlıydı.
Bugün Lefkoşa–Girne koridorunda durum farklıdır.
Gönyeli Çemberi, Boğazköy bağlantıları, Girne çevre yolu girişleri ve Lefkoşa’nın ana arterlerinde belirli saatlerde yüksek araç yoğunluğu oluşmaktadır.
Bu durum özellikle düşük ve orta şiddetli şehir içi hasarların frekansını artırabilecek bir maruziyet yaratır.
Ancak esas dönüşüm yalnızca frekansta değildir.
Modern araçlarda tampon bölgesi artık yalnızca plastik ve metalden oluşmamaktadır. Park sensörleri, radar sistemleri, kamera modülleri, LED aydınlatma sistemleri ve sürüş destek ekipmanları aynı hasar bölgesinde bulunmaktadır.
Bu nedenle fiziksel olarak küçük bir çarpışma, geçmişteki benzer bir hasara göre çok daha yüksek bir claim severity yaratabilir.
Risk mühendisliği açısından sonuç açıktır:
Kazanın fiziksel büyüklüğü ile ekonomik hasarın büyüklüğü arasındaki ilişki zayıflamıştır.
Repair Cost Inflation Yeni Bir Risk Katmanı Yarattı
Motor hasarlarında dikkate alınması gereken ikinci önemli unsur repair cost inflation, yani onarım maliyeti enflasyonudur.
Kuzey Kıbrıs gibi önemli ölçüde ithal araç ve yedek parçaya bağımlı piyasalarda hasar maliyeti yalnızca yerel işçilik maliyetlerinden etkilenmez.
Döviz kuru, parça tedarik süresi, lojistik maliyetleri ve belirli araç modellerinde parça bulunabilirliği toplam hasar maliyetine doğrudan yansır.
Bu nedenle aynı tip kazanın teknik hasar profili değişmese bile finansal hasar büyüyebilir.
Sigortacılık açısından bu durum severity inflation olarak değerlendirilir.
Konut Riskinde Bina Değil, Mikro-Lokasyon Önem Kazandı
Konut riskinde geçmişte binanın yapım tipi ve yaklaşık değeri temel değerlendirme unsurları arasındaydı.
Bugün bunlar tek başına yeterli değildir.
Özellikle Girne’nin batı hattında, Lapta ve Karşıyaka’nın yamaç bölgelerinde mikro-lokasyon önemli hale gelmiştir.
Aynı mahallede bulunan iki bina arasında:
-
kot farkı,
-
istinat duvarı yapısı,
-
drenaj kapasitesi,
-
parsel eğimi,
-
çevredeki betonlaşma,
-
üst kotlardan gelen yüzey suyu
nedeniyle ciddi risk farkı oluşabilir.
Bu, klasik olarak site-specific exposure olarak değerlendirilir.
Örneğin Karşıyaka’da birkaç saatlik yoğun yağış sırasında bir yapının zarar görüp yan parselde ciddi bir hasar oluşmamasının nedeni çoğu zaman yağış miktarı değildir.
Asıl belirleyici, suyun parsel üzerindeki akış yönü ve yapının suya karşı kırılganlığıdır.
Dolayısıyla:
hazard aynıdır, fakat vulnerability farklıdır.
Urban Runoff Riski Arttı
Yoğun yapılaşmanın en önemli teknik sonuçlarından biri yüzey geçirgenliğinin azalmasıdır.
Doğal zemin yağmur suyunun belirli bölümünü absorbe ederken asfalt, beton ve yoğun yapılaşma suyun yüzeyden daha hızlı hareket etmesine neden olur.
Bunun sonucu urban runoff, yani kentsel yüzey akışıdır.
Girne’nin yamaçlardan sahile uzanan bölgelerinde bu önemlidir.
Yukarı kotta kısa sürede toplanan su, aşağı kotlardaki yol, bahçe, bodrum veya düşük giriş kotuna sahip yapılarda lokal su baskını oluşturabilir.
Bu nedenle sel ve su baskını değerlendirmesi yalnızca “denize yakınlık” üzerinden yapılamaz.
Topografya, drenaj ve çevre yapılaşması birlikte okunmalıdır.
İskele’de Occupancy Riski Değişti
İskele–Long Beach hattındaki dönüşüm ise başka bir teknik risk türünü ortaya çıkardı:
occupancy risk.
Bir binanın nasıl kullanıldığı, sigorta açısından binanın kendisi kadar önemlidir.
Sürekli ikamet edilen bir konutta su kaçağı, elektrik arızası veya tesisat problemi genellikle kısa sürede fark edilir.
Yılın belirli dönemlerinde kullanılan veya uzun süre boş kalan bir dairede ise aynı olay saatler veya günler boyunca devam edebilir.
Bu durum özellikle su hasarlarında loss amplification yaratır.
Örneğin yüksek katlı bir yapıda üst kattaki esnek bağlantı hortumunun kopması halinde ilk fiziksel hasar sınırlı olabilir.
Ancak dairenin boş olması nedeniyle olay geç fark edilirse su:
-
alt kata,
-
ortak alanlara,
-
elektrik sistemlerine,
-
sabit dekorasyona
yayılabilir.
Buradaki kritik değişken olayın başlangıç büyüklüğü değil, detection time, yani hasarın fark edilme süresidir.
Çok Katlı Yapılar Kümül Riskini Artırdı
İskele ve Girne’deki çok katlı konut yapıları sigortacılık açısından accumulation risk açısından da farklı değerlendirilmelidir.
Tek bir olayın aynı anda birden fazla bağımsız bölümü etkileyebilmesi, hasarın tek poliçe sınırlarının ötesinde bir portföy etkisi yaratmasına neden olabilir.
Yangın, ana tesisat arızası, ortak alan su hasarı veya belirli doğal afet senaryolarında aynı binadaki çok sayıda sigortalı risk eş zamanlı etkilenebilir.
Bu, sigortacılıkta risk accumulation veya concentration risk olarak değerlendirilir.
Ticari Risklerde Business Interruption Daha Önemli Hale Geldi
Ticari işletmelerde hasar artık yalnızca fiziksel mal kaybı üzerinden okunamaz.
Bir işletmede meydana gelen yangın veya elektrik hasarının maliyeti:
property damage + business interruption
birlikte değerlendirilmelidir.
Örneğin Lefkoşa Sanayi Bölgesi'ndeki bir işletmede ana elektrik panosunda meydana gelen hasar, fiziksel olarak sınırlı kalabilir.
Ancak üretim veya ticari faaliyet birkaç gün durursa ekonomik kayıp fiziksel hasarın üzerine çıkabilir.
Bu özellikle:
-
soğuk zincir işletmeleri,
-
üretim tesisleri,
-
restoranlar,
-
veri ve elektronik sisteme bağımlı işletmeler
için önemlidir.
Dolayısıyla ticari riskte artık yalnızca “ne yanabilir?” sorusu değil,
“olaydan sonra işletme ne kadar süre çalışamaz?”
sorusu da değerlendirilmelidir.
Teknoloji Konsantrasyon Riski Yarattı
Modern işletmeler geçmişe göre daha fazla elektronik ekipmana bağımlıdır.
POS sistemleri, sunucular, internet altyapısı, güvenlik sistemleri, endüstriyel elektronikler ve otomasyon ekipmanları işletmenin operasyonel sürekliliğinde kritik hale gelmiştir.
Bu nedenle tek bir elektriksel olay birden fazla sistemi eş zamanlı devre dışı bırakabilir.
Burada ortaya çıkan temel sorun dependency risktir.
Bir sistemin arızalanması, doğrudan zarar görmeyen diğer sistemlerin de çalışmasını engelleyebilir.
Hasar Maliyeti ile Varlık Değeri Birlikte Büyüdü
Kuzey Kıbrıs’taki konut ve ticari yapıların ekonomik değeri de geçmişe kıyasla ciddi şekilde değişmiştir.
Bu durum sigortacılık açısından sum insured adequacy sorununu ortaya çıkarır.
Bir binanın piyasa değeri ile yeniden inşa maliyeti aynı kavram değildir.
Özellikle ithal malzeme, işçilik maliyetleri ve kur hareketlerinin etkili olduğu dönemlerde geçmiş yıllarda belirlenen bina bedelleri kısa sürede yetersiz hale gelebilir.
Bu durum underinsurance riskini artırır.
Risk gerçekleşmese dahi yanlış belirlenmiş sigorta bedeli teknik olarak portföyün önemli bir zafiyetidir.
Catastrophe Riski Tek Tek Poliçelerden Farklıdır
Deprem, geniş ölçekli fırtına veya benzer doğal olaylarda risk tek tek binaların değerlendirilmesinden farklı bir seviyeye geçer.
Burada sigortacının değerlendirdiği konu yalnızca bireysel risk değil, aynı coğrafyada bulunan toplam maruziyettir.
Bu nedenle doğal afet risklerinde:
location concentration,
portfolio accumulation,
probable maximum loss,
reinsurance capacity
birlikte değerlendirilir.
Girne sahil şeridinde veya yoğun yapılaşmış bir bölgede çok sayıda riskin aynı olaydan etkilenebilmesi, tek bir bina için yapılan değerlendirmeden farklıdır.
Hasar Yönetimi de Riskin Bir Parçası Haline Geldi
Modern sigortacılıkta risk yalnızca hasar gerçekleşmeden önce değerlendirilmez.
Hasar meydana geldikten sonraki ilk saatler de toplam maliyeti etkiler.
Su kaçağının kapatılması, hasarlı aracın güvenli yere alınması, yangın sonrası alanın korunması veya daha büyük ikincil hasarın önlenmesi toplam hasar üzerinde belirleyici olabilir.
Bu nedenle teknik açıdan:
loss prevention kadar
loss mitigation da önemlidir.
Hasarın erken bildirilmesi ve hızlı müdahale, başlangıç hasarının daha büyük bir nihai zarara dönüşmesini engelleyebilir.
1958’den Bugüne Riskin Matematiği Değişti
Kuzey Kıbrıs’ta sigorta riskinin dönüşümü tek bir faktörle açıklanamaz.
Riskin teknik bileşenleri aynı anda değişmiştir:
Maruziyet arttı.
Daha fazla araç, daha fazla bina, daha yoğun ticari faaliyet oluştu.
Kırılganlık değişti.
Elektronik sistemlere ve karmaşık altyapıya bağımlılık arttı.
Hasar şiddeti yükseldi.
Araç parçaları, inşaat malzemeleri ve teknik ekipman daha pahalı hale geldi.
Kümül riski arttı.
Daha yoğun yerleşim ve çok katlı yapılar aynı olayın birden fazla riski etkileme ihtimalini yükseltti.
İkincil hasar daha önemli hale geldi.
Hasarın geç fark edilmesi veya müdahalenin gecikmesi toplam zararı büyütebiliyor.
Bu nedenle 1958’de kullanılan risk değerlendirme mantığının bugünkü Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uygulanması mümkün değildir.
Temel prensip değişmemiştir.
Ancak riskin ölçülme biçimi değişmiştir.
Bugün doğru risk okuması yalnızca geçmiş hasar istatistiğine değil;
lokasyona, kullanım biçimine, yapı özelliklerine, konsantrasyona, onarım maliyetine ve operasyonel bağımlılığa birlikte bakmayı gerektirir.
Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık yetmiş yıllık değişimin teknik özeti budur:
Risk yalnızca daha fazla değildir. Daha bağlantılı, daha yoğun ve ekonomik olarak daha hassastır.
Kerem Can


