“Alıştığımız Kıbrıs İklimi Bitti mi?”
Ekran açılıyor.
Zoom bağlantısı kuruluyor.
Erol’un kamerası Lefkoşa’dan, James Baldwin’in kamerası Doğu Akdeniz verilerinin olduğu bir çalışma masasından açık.
Erol:
“James, bugün Kıbrıs’ta hava neredeyse New York kadar soğuk.
Normalde bunu burada pek söylemeyiz ama bugün gerçekten böyle.”
James hafifçe gülümsüyor.
Bu cümleyi ilk kez duymuyor.
James:
“Evet, bunu son zamanlarda birçok yerden duyuyorum.
Ama önemli olan şu: Bu bir ‘rekor soğuk’ hikâyesi değil.”
Erol:
“Şunu da özellikle söylemek istiyorum.
‘Kıbrıs artık sürekli New York gibi soğuk olacak’ demiyoruz.
Ama ‘bunu bir daha hiç yaşamayacaksınız’ da demiyoruz.”
Kısa bir duraklama oluyor.
Erol (devam):
“Peki James, bu yaşadığımız şey sadece geçici bir hava olayı mı,
yoksa Doğu Akdeniz’de artık alışmamız gereken yeni bir tablo mu?”
“Doğu Akdeniz artık eski düzeninde değil”
James’in cevabı net başlıyor:
“Şunu açıkça söyleyebilirim:
Doğu Akdeniz artık alışık olduğumuz iklim döngüsünde değil.
Bu bir tahmin değil, bir görüş değil. Ölçülen bir gerçek.”
Eskiden Doğu Akdeniz’de mevsimler daha öngörülebilirdi.
Kışlar yumuşak geçer, yağış uzun zamana yayılırdı.
Toprak suyu emer, sistem kendi dengesini korurdu.
Bugün tablo farklı.
“Artık daha az yağış alıyoruz ama yağış geldiğinde çok daha sert geliyor.
Uzun kurak dönemlerin ardından bir anda boşalan yağmurlar görüyoruz.
Toprak bu suyu ememiyor. Su yüzeyden akıyor.”
Bu cümle, özellikle Kıbrıs’ı ilgilendiriyor.
“Kıbrıs’ta sorun soğuk değil, alışılmadık olan”
James burada önemli bir ayrım yapıyor:
“Kıbrıs’ın New York kadar soğuk olması tek başına büyük bir mesele değil.
Asıl mesele, bunun Kıbrıs için alışılmadık bir desen olması.”
İklim sistemleri, alışkanlıklar üzerinden çalışır.
Yapılar, yollar, altyapı, tarım, hatta günlük yaşam bu alışkanlıklara göre şekillenir.
“Bir bölge alışık olmadığı bir soğuğu, rüzgârı ya da yağışı yaşadığında sorun başlar.
Çünkü sistem buna hazır değildir.”
Dağ köyleri neden daha kırılgan?
Erol, konuyu Kıbrıs’ın iç bölgelerine çekiyor.
Erol:
“Biz özellikle dağ köylerinde hasarların arttığını görüyoruz.
Bu tesadüf mü?”
James hiç tereddüt etmiyor:
“Hayır. Kesinlikle değil.”
Kıbrıs’ın dağ köyleri yüzyıllar boyunca belirli bir iklim davranışına göre kurulmuş.
Evler, bahçe duvarları, yollar, su kanalları buna göre şekillenmiş.
“Şimdi ise yağmur daha kısa sürede, daha yoğun geliyor.
Zemin suya doyuyor ama boşaltamıyor.
Bu da küçük kaymalar, duvar eğilmeleri, yapı oturmaları demek.”
Bunlar büyük felaketler gibi görünmüyor.
Ama sessiz risk tam olarak burada başlıyor.
Sessiz risk nedir?
James bu kavramı özellikle vurguluyor:
“İklim krizi her zaman sel ya da fırtına olarak gelmez.
Bazen çok sessiz gelir.”
- Duvarlarda ince çatlaklar
- Kapıların zor kapanması
- Bahçe duvarının eğilmesi
- Rutubetin artması
- Elektrik tesisatında nem
“Bunlar çoğu zaman ‘idare eder’ diye geçiştirilir.
Ama aslında sistemin alarm verdiği anlardır.”
Rüzgâr konusu da değişti
Soğuk kadar rüzgâr da gündemde.
“Doğu Akdeniz’de rüzgâr yönleri ve şiddeti de değişiyor.
Eskiden belirli dönemlerde beklenen rüzgârlar artık daha düzensiz.”
Bu durum özellikle Kıbrıs’ta:
- çatı hasarlarını
- sundurma uçmalarını
- dış cephe zararlarını
artırıyor.
“İnsanlar ‘rüzgâr vardı’ diyor ama mesele rüzgârın varlığı değil,
alışık olmadığımız şekilde gelmesi.”
Kuraklık ve ani yağış aynı anda
James’in altını çizdiği bir başka konu:
“İklim değişikliği sadece ‘daha çok yağmur’ demek değil.
Aslında tam tersi.”
Uzun kurak dönemler toprağı sertleştiriyor.
Ardından gelen yoğun yağmur, toprağın emme kapasitesini aşıyor.
“Bu yüzden yağmur artık her zaman iyi haber değil.”
Sigorta bu tablonun neresinde?
Erol burada sohbeti sigorta tarafına bağlıyor.
Erol:
“Bu tablo sigortayı neden bu kadar ilgilendiriyor?”
James’in cevabı net:
“Çünkü sigorta riskin matematiğidir.
Risk değiştiyse, sigorta yaklaşımı da değişmek zorunda.”
Eskiden güvenli sayılan bölgeler artık aynı değil.
Eskiden sorun çıkarmayan yapılar, bugün hasar üretiyor.
“Özellikle dağ köyleri, eğimli araziler ve eski yapı stoğu bu yeni düzende daha hassas.”
Kıbrıs’ta yapılan en büyük hata
James burada net bir uyarı yapıyor:
“Kıbrıs’ta en büyük hata, iklim değişikliğini hâlâ uzak bir mesele gibi görmek.”
“Bizde olmaz.”
“Eskiden de yağmur yağardı.”
“Bir şey olmaz.”
“Bu cümleler artık gerçeği yansıtmıyor.”
Ne yapılmalı?
James’e göre çözüm korkmak değil, uyum sağlamak.
- Yapıların gerçek riskini kabul etmek
- Zemin, su ve eğimi birlikte düşünmek
- Sigortayı sadece bir belge değil, risk yönetimi olarak görmek
“İklim değişikliği Kıbrıs’a geliyor değil.
Kıbrıs’ta yaşanıyor.”
Son söz
James konuşmasını şu cümleyle bitiriyor:
“Değişim başladı.
Soru şu: Biz buna ne kadar hızlı uyum sağlayacağız?”
Zoom ekranı kapanıyor.
Ama söylenenler ekranda kalmıyor; sahada, yapılarda, köylerde yaşamaya devam ediyor.