1990’larda Lefkoşa–Girne Yolu’nda Bir Aracın Devrilmesi Günün Konusu Olurdu
1990’lı yıllarda Lefkoşa–Girne Yolu üzerinde ağır bir trafik kazası olduğunda, bu sadece bir kaza olarak kalmazdı. Günün konusu olurdu. Sabah Lefkoşa’da çarşı açıldığında, Girne’de liman tarafında kahve içilirken aynı cümle dolaşırdı: “Arabayı devirmişler” ya da “Peugeot yolun ortasında ters dönmüş.”
O dönemde yol bugünkü gibi değildi. Çift şerit sınırlıydı, bariyerler kesintisiz değildi, hız algısı ise bugünkünden daha farklıydı. Aracın devrilmesi sıradan bir hasar değil, olağanüstü bir olay sayılırdı. Çünkü araçlar daha yavaştı, trafik daha seyrekti, ama yol daha affetmezdi. Bir virajda yapılan küçük bir hata, günlerce konuşulan bir kazaya dönüşebilirdi.
Toplum daha küçüktü. Kaza haberi anonim olmazdı. “Biri” değil, “falancanın oğlu”, “Girne’den gelen öğretmen”, “Lefkoşa’da tanınan biri” diye anlatılırdı. İsimler dolaşır, araç markası kazayla birlikte anılırdı. “Peugeot devrildi” ifadesi, sadece bir teknik detay değil, hafızada yer eden bir sahneydi. Çünkü devrilmek nadirdi, bu yüzden sarsıcıydı.
Zaman faktörü de belirleyiciydi. Böyle bir kaza sabah olduysa öğlene kadar adanın iki ucunda konuşulurdu. Akşam olduysa ertesi gün gazeteye taşınırdı. Sosyal medya yoktu ama toplumsal hafıza çok hızlıydı. Yolun hangi noktasında olduğu, hangi virajda olduğu, hatta havanın nasıl olduğu bile anlatılırdı.
Bugün Lefkoşa–Girne Yolu’nda kazalar daha sık ama daha anonim. 1990’larda ise az ama ağırdı ve her biri hafızaya kazınırdı. Yol, araç ve toplum arasındaki ilişki daha çıplaktı. Bu yüzden bir aracın devrilmesi, sadece metalin dönmesi değil, toplumun dikkatinin aynı noktaya yönelmesi anlamına gelirdi.