Deprem Muafiyeti Yanılgısı: %20 Neden Bir Tercih Değil, Bir Reasürans Gereğidir?
Lefkoşa – Gönyeli
Kıbrıs’ta deprem teminatlı poliçelerde yer alan %20 muafiyet, çoğu zaman sigorta şirketinin müşteriye sunduğu bir tercih gibi algılanır. Oysa bu oran, pazarlama ya da fiyatlama kararı değildir. Reasürans anlaşmalarının doğrudan bir sonucudur.
Bu fark bilinmediğinde, hasar sonrası oluşan şaşkınlık kaçınılmaz olur.
Deprem riski, lokal olarak taşınabilen bir risk değildir. Sigorta şirketleri bu riski kendi bilançolarında tutmaz; reasürörlerle paylaşır. Reasürörler ise deprem gibi katastrofik risklerde belirli muafiyet yapılarını zorunlu kılar. %20 muafiyet bu yapının en yaygın örneğidir.
Yani burada oran, hasarın ne kadarının ödeneceğini değil;
riskin hangi kısmının sigortalı tarafından taşınacağını tanımlar.
Hasar oluştuğunda sigorta çalışır. Ödeme yapılır. Ancak bu ödeme, reasürans yapısının izin verdiği çerçevede gerçekleşir. Sigorta şirketi bu çerçevenin dışına çıkamaz. Çünkü ödeme sadece yerel poliçeye değil, arkasındaki uluslararası risk paylaşımına bağlıdır.
Bu nedenle %20 muafiyetli deprem poliçeleri, küçük hasarlardan çok büyük ve yıkıcı hasarlar için anlam kazanır. Orta ve düşük ölçekli hasarlarda muafiyetin etkisi daha görünür hale gelir. Bu durum “eksik ödeme” değildir. Teknik olarak doğru, yapısal olarak zorunlu bir sonuçtur.
Gönyeli’de deprem sonrası açılan dosyalarda görülen tablo budur. Sigorta şirketi ödeme yapmıştır. Ancak beklenti, reasürans matematiğiyle örtüşmemiştir. Yanılgı poliçede değil; muafiyetin kaynağının bilinmemesindedir.
Deprem teminatı Kıbrıs’ta bir güvence sunar.
Ama bu güvence, reasüransın izin verdiği sınırlar içinde çalışır.
%20 muafiyet bir tercih değil, sistemin kendisidir.
Bunu bilerek alınan teminat, sonradan soru üretmez.