İskele’de sahil yolunda araçlar gün içinde birbirini tekrar eder.
Bu tekrar, zamanla bir tanıdıklık hissi yaratır.
Yerleşik sürücüler aynı saatlerde aynı araçları görmeye alışır. Renkler, modeller, hatta sürüş biçimleri zihinde yer eder. Yol, anonim olmaktan çıkar. Karşıdan gelen ya da önden giden araç, bilinmeyen biri gibi algılanmaz.
Bu algı özellikle akşam saatlerinde güçlenir. Sahil hattında ilerlerken öndeki aracın yavaşlaması sorgulanmaz. “O hep böyle gider” varsayımı devreye girer. Fren mesafesi buna göre ayarlanır. Mesafe korunur ama dikkat gevşer.
Sorun, zincire yeni bir araç eklendiğinde ortaya çıkar. Tatilci ya da farklı bir saatten gelen sürücü, bu tanıdıklık düzeninin dışındadır. Davranışı beklenenden farklı olur. Daha erken yavaşlar ya da daha geç hızlanır.
Bu fark, ilk anda fark edilmez. Çünkü sürücü hâlâ tanıdık bir düzen içinde olduğunu düşünür. Tepki, davranıştan sonra gelir. Kısa bir anlık gecikme oluşur.
İskele sahilinde bu tür temaslar sert değildir. Ama sürprizlidir. Beklenmeyen şey hız değil, alışılmış davranışın bozulmasıdır.
İskele’de risk yabancı araçta değil;
tanıdık araç varsayımıyla ilerlenmesindedir.